3 Ağustos 2009 Pazartesi

Non-celebration!

Madonna'yı çok severim. Micheal Jackson'dan sonra, ölürse ikinci ve son kez ağlayacağım kişidir. Evet, İstanbul'a gelirse de en önde zıplarken göz göze gelebilmek için stadyumda 15 leş bile atarım önüne ama, ama, ama...

Sırf para kazanacağım diye yapılan Greatest Hits olayından nefret ederim, hele hele 5-10 yılda bir yapılanlardan daha çok nefret ederim. Bir de göz boyamak için 1-2 tane de yeni şarkı attırıverirler CD'ye. Madonna da onlardan biri ve onu anlayamıyorum. Paragözcülük mü, hırs mı, müzil aşkı mı hala çözebilmiş değilim. "Confessions on a Dance Floor" gibi süper bir albümden sonra fazla beklemeden "Candy Shop" albümünü çıkardı. Diğer albümle kıyaslanırsa vasattı, arasından ağızlarda dolanan hit bile çıkmadı. Şimdi bu yetmezmiş gibi Greatest Hits çıkarıyor Eylül'de, içine de yeni bir şarkı koymuş; "Celebration".

Şarkı o kadar kötü ki, Paul Oakenfold'in miksi bile kurtarmaz şarkıyı. Paul Oakenfold'i DJ'lik mertebesine çıkaranı zaten alnını karışlamak lazım! Şarkı 80'ler mi 90'lar mı eurotrash mi, eski şarkılarının yama yapılmış hali mi belli değil, ne idüğü belirsiz bir şarkı. Demet Akalın bile daha iyi şarkı seçiyorken günümüzde bu şarkı neyin nesi bre Maddy! A be tembel, a be vasatlaşmaya giden kadın. Kabala merkezlerine gideceğine, Pilates yapacağına biraz daha paraya kıyıp adam akıllı şarkı alsana.

Çok kızdım bak, İstanbul'a gelirsen konserine gelmeyebilirim de :)




28 Temmuz 2009 Salı

Rock n Coke ve Juliette Lewis ve The Prodigy

Dostlarımla Rock and Coke'a en son 2006'da gitmiştik. (Duyan da her sene gitmişiz sanacak!) İlki 2005 yılında yapılmıştı sanırım, o sene farklı nedenlerden gidememiştik. Belki biraz para belki biraz çalışıyor oluşumuz yüzünden. Ama 2006'dakini kaçırmadığımız için çok şanslıyım, Muse'u canlı canlı dinleme şansını elde ettik. Müthiş bir performanstı, hala taze taze hafızamda duruyor.

Bu sene tekrar yapılacağını duyduğumuzda mutlaka gitmeliyiz dedik ve festivale 2 gün kala biletleri alıverdik. Festival bizi bekliyordu artık. 2006'da ben, Daisy ve Talihsiz Şeyler Kişisi gitmiştik. Bu sene Daisy Berlin'de olduğundan, Talihsiz Şeyler Kişisi, Desdinova ve ben yollara döküldük. Kadıköy'de festival servisini beklerken dostlarım öğrencilik yıllarını özlemiş olmalı ki Tekel bayisine gidip birer litrelik kola ve fanta alıp yarısını boşaltarak içine vodka koydular. Festivale gidene kadar zum oldular tabii. Ben yeşilaycıyım, hiç o taraklarda bezim yok :)

Festival alanına geldiğimizde yüzlerce metre yürümek zorunda kaldık. Ot, kokain ve bilimum malzemeler için sıkı bir arama yaptıktan sonra shuttle yardımı ile festivale ulaşabildik. İnsanlar ilginçti her zamanki gibi. Tarzlar, saçlar, giysiler. Bir nevi Converse festivali de sayılabilirdi. Festivalin resmi ayakkabısı Converse'ti. Converse'ın ne kadar yırtık ve kirliyse o kadar alternatiftin! AKP zihniyetinden mi yoksa İstanbul'un muhafazakarlığından mı anlayamadığım bir muhafazakarlık çöktü üzerime orda. Şu gençliğin haline bak dedim, Ahlaki Erozyon dedim, sonra da "Fuck Off" deyip silkelendim ve kendime geldim :) Eğlenme zamanıydı!

Emre Aydın'ı izledik ilk olarak. Eskiden severdim onu, ama şimdi antipatik geliyor bana. Sebebi bilinmez! Belki de günlerce ve aylarca uyumayarak mesaj gönderip MTV ödülü alması olabilir :)

Ardından bir Juliette Lewis çıktı ki neler kaçırdığınızı anlatamam. Hayran ve aşık olunası Rock'ın yeni Tanrıçası! O enerji, o danslar, o hareketler inanılmazdı. Hatun hiç yerinde durmadı. Sürekli koşturmacadaydı. Onu izlerken çok eğlendim. Desdinova "Natural Born Killers"taki hatun olduğunu öğrenince daha bir aşık baktı Juliette'e. Kendimden de utandım, kendimi yaşlı hissettim onu görünce. Kadın kudurdu resmen, hayat doluydu.

Duman performansı da iyiydi ama yeni şarkıları çok fenaydı. Neyseki eskilere nur yağdı o akşam da yine zıpladık, oynadık. "Herşeyi yak" şarkısını arabesk ve ağdalı söylerken birden şarkıyı mutantlaştırarak "Billie Jean"e dönüştürdü ve Kral Jackson'a selam çaktı. Çok güzeldi. Küçük güzel ve mutlu anlardandı.

Şarkı aralarında kah Kamıkaze'ye binip kafamızdaki damarları basınçla şişirip tepelere çıkıyorduk kah Dream Tv standında Karaoke söylüyorduk. 2 CD kazandılar bizimkiler, bana verdiler tabii :)

Gecenin en özel konseri The Prodigy konseriydi. Ben hayatımda bu kadar çok eğlendiğimi ve yorulduğumu hatırlıyorum. Gerçek bir deneyimdi. İnanılmaz bir enerji ve inanılmaz coşkulu seyirci kitlesi ile unutulmaz konserlerin arasına girdi. Breathe, Warrior's Dance, Firestarter'da zıplamaktan ayaklarımızı hissetmiyorduk. Tam biz gidiyoruz konser bitti derken Bis yapıp geri çağırdık elemanları. Smack My Bitch Up söylemeselerdi kabim kırık ayrılacaktım zaten konserden.

Smack My Bitch Up'ta orda olunmalıydı. Coşkunun zirve noktasıydı, orgazm gibiydi. Zenci eleman "Get the Fuck Down" diyerek hepimizi oturttu yerimize ve şarkının en yüksek ritminde hepimiz aynı anda zıplayarak kalktık. O an görülmeye ve yaşanmaya değer bir andı. Yüksek doz mutluluk ve tatminle geceyi sonlandırdık. Bir daha gelse yine gideriz abiii! :)


P.S 1: O kadar ot aramasına rağmen insanlar neresine otu sokup içeri soktularsa Prodigy'de deli gibi ot kokuyordu her taraf:)

P.S 2: Size de birkaç video;

Juliette Lewis'in vblog'undan bir parça. Ne kadar hiperaktif değilmi. Özellikle 1:23 dakikaya dikkat. Kız 12'sinde bile albüm çıkarmış ya. İnanılmaz!



Bu da Rock n Coke'taki muhteşem Prodigy'nin Smack My Bitch Up performansı. Görüntü amatör ama heyecan profesyonel! Özellikle 3:34 dakikasına dikkat. Get the Fuck Down kısmına :)



25 Temmuz 2009 Cumartesi

Ahlaki Erozyon

Gündeliğe Övgü blogunda bahsedilen konuyu dün duyunca tüylerim diken diken oldu. Tayyip Erdoğan görülmemesi gereken şeyleri görmüş ve hepimizi kötü günler bekleyecek hissine kapılmıştım. Evet, gördüğü ve ahlak erozyonu olarak nitelendirdiği Maçka Küçükçiftlik parkında gerçekleşen UniRock 2009 Rock festivaliydi.

Tayyip'in söylediği sözler kanımın çekilmesine neden oldu;

"Dün maalesef gençliğimizin bir bölümünün halini gördük. Gerçekten üzüntü vericiydi. Bu şekilde sınırsız, kontrolsüz bir ahlaki erozyonun olduğu yapılanma bizi dertlendiriyor. Onun için aileye sahip çıkacağız. ‘Çoluğumuz, çocuğumuz nereye giderse, gitsin’ diyemeyiz. Kendi başına bırakılan unutmayın, ya davulcuya ya zurnacıya.”

Ya davulcu ya zurnacı deyimi zaten kendi "low profile background"una yakışacak bir gönderme, o kısım beni rahatsız etmedi. Zaten anlatmak istediği meseleyi Rock festivali üzerinden anca bu atasözüyle verebilir!

Beni asıl rahatsız eden bir flashforward; Gözümün önüne siyah beyaz bir Türkiye geldi. Her yer kara çarşaf, cüppe, uzun sakal, iğrenç bir hacıyağ ve pislik kokusu geldi, hem gördüm hem de kokladım bu görüntüyü. Midem bulandı.

Persepolis'in animasyon olmayan hali geldi gözümün önüne. Rock, club, punk müziklerini sessizce dinlediğimiz, küvette gizlice şarap yaptığımız görüntüler geldi aklıma. Korktum! Küçükken annemin ve babamın yanımda olmadığı zamanlarda yaşadığım güvensizlik, korku ve panik doldurdu içimi.

Umarım olmaz, umarım buna izin verilmez, umarım buna izin vermeyiz!

Welcome / Willkommen / Bienvenue

Evet, evet, evet. Artık dizi sınırlaması olmadan "Bilir Kişi Raporu" aracılığı ile ağzıma geleni söyleyebileceğim. İçimi dökeceğim ve "Kral çırılçıplak" diyebileceiğim.

Kimi zaman Ayşe Özyılmazel gibi üper gerizakalı yazılar yazacağım, kimi zaman İclal Aydın gibi sevgi pıtırcığı olacağım, kimi zaman Ayşe Arman gibi soyunacağım, o da kesmezse "İsmail Ağa Caddesinde" mini etekli kızlarla clubbing yapacağım. Yeri gelecek Hıncal Uluç gibi kanaat önderi olacağım ve hatta Serdar Turgut gibi acınası patetik yazılar yazacağım :)


Hoşgelmişim efenim! Saygılar! :)